• TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜNENLERİN PLATFORMU

Başkanlık sistemi ekonomiyi nasıl etkiler ? (17 Şubat 2017)

Başkanlık sistemi ekonomiyi nasıl etkiler ? (17 Şubat 2017)

 

BAŞKANLIK SİSTEMİ EKONOMİYİ NASIL ETKİLER?

 

TÜSES Başkanlık Sisteminin ekonomi üzerindeki olası etkilerini tartışmak amacıyla 18 Şubat 2017 tarihinde Taksim’de bir toplantı düzenledi. Toplantıya Prof.Dr.Erol Katırcıoğlu, Ekonomist Uğur Gürses ve Prof.Dr.Seyfettin Gürsel konuşmacı olarak katıldı. Konuya ilgi duyan çeşitli kesimlerden geniş bir izleyici kitlesinin katıldığı toplantı iki oturum olarak gerçekleştirildi. Birinci oturumda konuşmacılar Başkanlık sisteminin ekonomi üzerindeki olası etkilerini ele aldılar. İkinci kısımda ise izleyiciler konuşmacılara konuyla ilgili sorularını yöneltti, bazı izleyiciler da yorumları ile toplantıya katkıda bulundular.

Oturum Erol Katırcıoğlu’nun açılış konuşmasıyla başladı. Oturum yöneticisi olan Prof.Katırcıoğlu açılış konuşması sonrasında ilk sözü Prof.Dr. Seyfettin Gürsel’e verdi. Prof.Gürsel başkanlık sisteminin ekonomi üzerindeki etkisine dair pek bir tartışma olmadığını, konu yeterince tartışılmadığı için de bu konuda bir kaygının görülmediğini ifade etti. Prof.Gürsel bu konuda yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, referandumda hayır oyu kullanacağını bildirenlerin %2,4’ünün, evet diyeceğini belirtenlerin ise ’sinin ekonomi ile ilgili olarak kaygılı olduğunun görüldüğünü ifade etti.

Prof.Gürsel konuşmasında, Mc Manus ve Özkan tarafından yapılan, başkanlık sistemleri ile parlamenter sistemleri karşılaştıran bir araştırmaya da atıfta bulundu.

Mc Manus ve Özkan, parlamenter sistemler ve başkanlık sistemlerini makroekonomik göstergeler açısından karşılaştırdığında şu sonuçlara varmışlardır :

Parlamenter sistemde ekonomik büyüme başkanlık sistemine göre %0,6-1,2 oranında daha fazladır.
Parlamenter sistemde enflasyon oranı başkanlık sistemine göre 6 puan daha düşüktür.
Parlamenter sistemde enflasyon oynaklığı başkanlık sistemine göre 4-6 puan daha düşüktür.
Parlamenter sistemde gelir eşitsizliği başkanlık sistemine göre -20 arasında daha düşüktür.

Prof.Gürsel başkanlık sisteminin parlamenter sistemle karşılaştırıldığında tespit edilen olumsuz etkilerinin, yine Mc Manus ve Özkan’ın çalışmasına göre, demokrasinin kalitesidemokrasinin yaşı ile ilintili olduğunu ifade etmiş, hukukun üstünlüğükapsayıcı kanunlar vekuvvetler ayrılığı prensiplerinin etkin uygulanması ile bu olumsuz etkilerin azalabileceğini belirtti.

Prof.Dr.Gürsel konuşmasını, Türkiye’de başkanlık sisteminin başarılı olma olasılığının çok düşük olduğunu söyleyerek tamamladı.

Profesör Gürsel’in ardından söz alan ekonomist Uğur Gürses Türkiyenin garantisinin uluslararası kapitalizme entegre olmuş olması olduğunu belirtip, Türkiye’nin keyfi bir yönetimi kaldıramayacağını söylemiştir. Ülkenin uluslararası kapitalist sisteme entegrasyonunun kısa bir tarihini veren ve bu tarih boyunca ortaya çıkan çeşitli krizlerin kısa bir değerlendirmesini yapan Gürses, Türkiye’nin büyümesinin dışarıdan para girişi ile doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etmiş ve demokrasiden uzaklaşıldığında uzun vadede Türkiye’ye eskisi kadar para akışı sağlamanın mümkün olamayacağını bunun da büyümeyi olumsuz etkileyeceğini belirtti.    

Gürses 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL’den piyasanın fazla etkilenmediğini, fakat mülkiyet ve özlük hakları ile ilgili sorunların, şirketlere el konulmasının, TMFS’ye devrinin ve satılmasının ekonomide tedirginlik ve gerginliğe yol açtığını söyleyen Gürses, özellikle 2009 sonrasında yaşanan bol para döneminde özel sektörün borçlandığını ve firmaların ciddi döviz borçlusu olduğunu ifade etti. Toplamda borç miktarının 200 milyar doları bulduğunu, bu dönemde hane halkının da borçlandığını İfade eden ve Türkiye’nin dışardan döviz girişi olan dönemlerde büyüdüğünü, döviz girişi olmadığında ise kapanıp küçüldüğünü belirten Gürses Türkiye’nin içine kapanmasının zor olduğu değerlendirmesini yaptı.

Toplantının birinci bölümünün son konuşmacısı olan Erol Katırcıoğlu ise Cumhurbaşkanlığı sisteminde tüm erklerin Cumhurbaşkanı’nın elinde toplanacağını, siyasetteki merkezileşmenin ise ekonomik merkezileşmeye karşılık geleceğini belirtti.

AKP’nin önceleri neo-liberal piyasacı kurallara uyan bir ekonomi anlayışına sahip olduğunu, bu anlayışın 2009-2010 döneminden sonra değiştiğini ifade eden Katırcıoğlu, 2010 KHK’sı ile daha önce kendi bütçeleri olan bütün bağımsız özerk kurumların bakanlıklara bağlan ve dığını, böylece neo-liberal piyasacı politikaların terkedildiğini ve iradeci bir değişimin gerçekleştiğini söylemiştir.

Katırcıoğlu, yeni kurulan Varlık Fonu ile ise ekonomiyi kontrol etme konusunda Cumhurbaşkanının elinin serbest bırakılmasının amaçlandığını vurgulamıştır.

Toplantının soru cevap formatında gerçekleştirilen ikinci bölümünde ise konuşmacılar dinleyiciler tarafından kendilerine sorulan soruları yanıtladı.

Ekonomide merkezileşmenin neden problemli olduğuna dair bir soruya Erol Katırcıoğlu, karar alanların daima kendi çıkarları için karar aldıklarını, kapitalizmin en önemli sorununun ise az sayıda insanın çok sayıda insanın hayatını etkileyebilecek karar alma yetkisini elinde bulundurması olduğunu söyleyerek cevap veren Katırcıoğlu’na göre, referandumda evet çıkması halinde bu durum daha da belirginleşecek.

Varlık fonu ile ilgili bir soruya ise konuşmacılar, bu fonla ilgili en önemli sorunun bu fonun her türlü denetimin dışında tutulmuş olması olduğunu, Fon’un Cumhurbaşkanının elini serbest bırakmaya yönelik ekonomiye doğrudan müdahale edebilecek bir kurum olarak tasarlandığını ve Fon vasıtasıyla ekonominin bürokrasiye sorulmadan yönetilebileceğini ifade ettiler.

Konuşmacılar önümüzdeki dönemde dış borçların ödenebilmesi için önemli miktarda dövize ihtiyaç olduğunu, buna mukabil merkez bankasının elinde bulundurduğu döviz miktarının ise uluslararası standartlara göre düşük seviyede kaldığının altını çizdi.

Ekonomideki içe kapanma eğilimlerini değerlendiren Uğur Gürses, Türk ekonomisinin uluslararası kapitalizmle entegre olduğu için içe kapanamayacağını, içe kapanmanın denenmesi halinde ise pek çok şirketin batacağını söylemiştir. Türkiye’nin İran’a benzeyeceğine dair değerlendirmelere de değinen Gürses, Türkiye’nin petrol gibi doğal kaynakları olan bir ülke olmadığı için içe kapanamayacağını ve İran’a benzemeyeceğini vurguladı.

[1]Gülçin Özkan ve McMagnus’ın çalışmasının bir özeti için bkz. http://bianet.org/bianet/siyaset/182741-baskanlik-rejimi-ve-ekonomi.